HAYALİMKAN

 

Çoğunluğumuz hayatta bir şeyler için mücadele ediyoruz. Varoluşumuzun temel sebeplerinden birisi de aslında bu. Olduğumuz yerde değil de hep bir adım ötesi üzerine kodlanmışız. Hayata karşı herhangi bir bakış açısı olmayanlarda bu durum tam tersi. Halimize şükürler olsun diyip işin içinden sıyrılıp mütemadiyen boş işlerle meşgul olurlar.

   

     Tembel veya sorumsuz diye sıfatlandırdığımız bu kişiler birebirlik dünya bağlantısını kendisine vazife olarak yüklememişlerdir. Zamanın, günün, her anın israfını artıran tembellik: Edmund Burke göre ‘’kişinin hayatını herhangi bir işten daha çok doldurur ve onu, kendi kendisinin kölesi kılar.’’ Kendi  kendimize köle olduğumuz bir yerde yapacaklarımız sınırlıdır. Dört duvar arasına sıkışmak tabiriyle eş değer güdümdedir. Tembel bir kişi hiçbir zaman ‘’yaptım’’ değil de ‘’yapacağım’’ gibisinden gelecek zaman üzerinden cümleler kurar.

   Aslında onlara da suç bulmamak gerekir, hayatta yaşayabileceğimiz olgular ve olaylar iki bağlamda gerçekleşir; imkan ve hayal. Size yaşantınızı kazandıracak olan şeyler bunlardır. İmkan pozitivizmi (olguculuk) temsil eder. Bu görüşte sizi yaşatacak olan sadece ve sadece fiziksel gerçeklerdir. Bu bağlamda sizi bir öteye taşıyacak olan imkanlardır. Büyük adam mı olmak istiyorsun size bunu imkanınız sunar. Dünyayı mı gezmek istiyorsun size bunu yaşatacak olan imkandır. Örneğin kitap mı çıkartmak mı istiyorsun yine bunu size yaşatacak olan imkandır. En basit örneği Şeyma Subaşı’na kitap çıkartan imkan mıydı yoksa kalemi mi? İmkan değersiz olanlara vurur. İmkan mal varlığı olanı yaşatır. İmkan paradır. İmkanı kazanmak zor bir görevdir. Eğer yaşamak istediğiniz kurgulara canı gönülden bağlıysanız dünya ile ağır bir savaşa girmeniz gerekir. İmkanı elde etmek kimi zaman atanızdan ,dedenizden kalan bir miras yoluyla ulaşabileceğiniz kolay bir kavram iken kimi zaman tırnaklarınızla kazıyacağınız, uykularınızdan, canınızdan vazgeçebilecek kadar zordur.

    Peki hayal öyle mi? Hayalde herhangi bir şeyi fedakarlık yapmanıza gerek yok. Gözlerinizi kapattığınızda düşünceler birer birer gerçekleşmeye başlar. Aslında bir rahatlama seansı olarak yorumlayabileceğimiz hayal dünyası, diğer bir bağlamla ütopyamız çok geniş sınırlara ulaşabilecek güçtedir. Bu dünyada ki krallık ve güç sadece bir kişiye aittir. Bu gücü istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Hayallerinizde hürriyete kavuşursunuz. İyi ve kötünün derecelendirmesi size aittir. Erdem ve ahlak sizin fikirleriniz sayesinde değer kazanır. Kimse sizin hayalinizde size istemediğiniz bir şeyi yapamaz. Örneğin, Dünyayı mı gezmek istiyorsun; kapat gözlerini bir bakmışsın Brezilya’dasın. Brezilya’da katıldığın bir Rio Karnavalı’nda Samba dansı yapıyorsun. Yargılayan üzerine türlü yaftalanmaları yapabilecek kimse yok. Eğlencenin doruğunu yaşamak istiyorsun buradan bir atlıyorsun uçağa Maldivler’e. Adeta yeryüzü cenneti olan Maldivler’de mercan parçalarından oluşan kumsal üzerinde hafif  hafif ruhunu teslim etmişcesine bir yürüyüş. Her adım yüzünüzde ayrı bir gülümse yaratıyor. Turkuaz rengi okyanusun yüzeyinde sizin mutluluğunuz ifadesi.       Bunlar da yetmiyor birde Astral seyahate çıkıyorsun. Sırlar dünyası mıdır nedir bilinmez. Yıllardır üzerine nice araştırmaların yapıldığı uzaylıların arasındasınız. Varlığı da yokluğunu da bilmediğimiz uzaylıları hayallerinizde yaratan sizsiniz. Ufolar sizin için süzülüyor gökyüzünde.

 Hayal dünyanızı geniş tutunuz. Sizi başarıya ulaştıracak olan gelecek günlerin teminatını ve alt yapısını hazırlayan hayallerdir. Ne durumda olursanız olun; mutlu, üzgün, kızgın: hayal edin çünkü hayaller fakiri zengin yapar ama bilinmesi gerekir ki fakirlik maddiyat değil aksine hayalsizliktir. Aslında en zenginimiz en çok hayal kurandır. “İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.” sözü çınlasın kulağınızda. Hayatı yaşamak istiyorsanız hayal ediniz. Gelin bir hayalde bu satırları okurken kuralım. Hayalimiz; hayallerimizi bize yaşatacak imkana gerçekten sahip olmak olsun.

 

 

Yorumlar