Taş-Kağıt-Makas

 


Hepimizin çocukluğumuzda kaleyi veya topu seçmek için o düğüm çözücü meşhur oyunu oynamışızdır. Oynadığımız oyunun kuralları çok basittir. Makas taşa, taş kağıda, kağıt ise makasa mağlup gelir. Felsefe bu tür oyunların sanatla bir bağlantısı olduğunu düşünmüş ve ‘’oyun kuramı’’ diye bir terim ortaya çıkarmıştır. Bu kuramda hayatın bir oyun olduğu savunulmuş bunun yanı sıra sanatla oyun arasında bazı ortak yönlerin bulunduğu öne sürülmüş ve sanatın esas amacının ya da işlevinin ne olduğu bulunmaya çalışılmıştır. Sanat ve oyun benzerliğinin en büyük noktası kurgusallıktır. Her ikisi de hayal dünyasına yönelir ve dış dünyadan bağımsız bir illüzyon
 yaratır. Bunun dışında Platon ise ‘’Oynar gibi yaşamalı, oyunlar oynamalı’’ der.

 Hayat mıdır oyun olan yoksa oyun mudur hayat olan ? Ben oyunun bir hayat olduğunu düşünenlerdenim. Oyunlar kurgusal olduğu gibi toplumun bazı gerçeklerini ya da kültürlerini bizlere anlatır. Johan Huizinga ‘’Oyun kültürün temelidir.’’der. Kültür ise yaşamın kendisidir. Peki oyun olarak oynadıklarımız birer kültür ise oynadığımız oyunun gerçek manası nedir? Gelin hep beraber bu oyuna; taş, kağıt, makas oyununa  farklı bir anlam yükleyelim. Kendimizce gerçek manasını bulmaya çalışalım. Bakalım gerçekliğini veya anlamını bulmaya çalıştığım oyun hakkında  ne kadar haklı bulacaksınız beni. Üç ayrı nesneden oluşan bu oyunu üç basit benzetmeyle tamamıyla çözeceğiz.

  İlk olarak makastan başlayacağız. Makas kesicidir, bu aleti elinizde bulundurduğunuzda karşı tarafı tehdit ederek istediğini yaptırabilirsiniz çünkü güç sizde değil makastadır. Makas cinnet geçirmiş birinin elinde yaralayıcı olup insana cinayet işletebilecek bir gücü vardır. Etrafımızda bulunan her bir nesnenin insanlarla ortak noktası mutlaka vardır. Örneğin gücü seven kişi makası temsil eder. Güçlü insanlar kesicidir kendinden başkasını tanımaz. Onun sözünün üzerine söz söylenmez. Birde size makası(kendi gücünü) doğrultuysa işte o zaman kaçacak yer arayın çünkü sizi kesene kadar içi rahat etmeyecektir.


 
Kağıt; yazı, ilim ve bilimdir. Yazının mirasının koruyucusudur. İnsanlarda ise bu kağıdı yazarlar, okurlar, araştıranlar temsil eder. Araştıranın, yazanın ve okurun hiç bir zaman güçlünün yanında değeri yoktur. Güçlüler yazarı sevmez çünkü bilir ki bir gün o yazıda kendisi de topa tutulacaktır. Bu yüzden bu oyunda kağıt makasa mağlup olur.

  Taş; çeşitli işlerde kullanılan katı ve sert maddedir. Saydamdır. Bu taşa ne yaparsanız yapın bir türlü değer kazandıramazsınız. Bu da insanda körü, yanlış anlaşılmasın fiziki olarak değil, beyinsel olarak körü temsil eder. Bu körler her gördüğü ve duyduğu şeye doğru demeye bayılır. Bir gün bile zahmet edip araştırmaya yeltenmez. Kulaktan duyma bilgilerle kendini savunur. Toplumda etrafa savrulan taşları(kulaktan duyma bilgileri) susturmanın tek çözümü, doğruyu gösterecek olan kağıtlardır. O yüzdendir ki bu oyunda kağıt taşı yener çünkü kağıtlar, belgeler gerçekçidir.

  Taşın makası yenme sebebi ise çok basittir. Taş için gücün bir önemi yoktur. Taş için güçlü güçsüz fark etmez sadece kendisinden ibaret saydam bir boşluktur. Hiçbir güç, taşı yolundan edemez. Taş beynine ne kazıdıysa odur. Hangi dayatmayı yaparsan yap, hangi gücü kullanırsan kullan, taşı sadece kağıt  yolundan edebilir.

   Ben bu oyunda kağıt olmayı, yazmayı, araştırmayı seçtim. Gönlüm, gözüm, kulağım, elim hep kağıttadır. Temennim tüm toplumun, ne gücü sevmesini ne de taş olmayı tercih etmemesidir. Size bir şeyler katacak mutlak gerçeği size tek sunabilecek olan kağıttır. Hepimizin birer kağıt olması dileğiyle :)

Yorumlar